Sunday, 3 June 2012

Pearl Jam - Nothingman


some words when spoken...can't be taken back...
walks on his own...with thoughts he can't help thinking...
future's above...but in the past he's slow and sinking...
caught a bolt 'a lightnin'...cursed the day he let it go...
nothingman... 
isn't it something?
nothingman...

she once believed...in every story he had to tell...








Friday, 1 June 2012

Thursday, 17 May 2012

Wednesday, 16 May 2012


Bir gün aşık olup canını vermek istersin, başka bir gün yalnızlığına alışmışken çekip gitmek istersin her şey yolundayken; hatırlarsın çünkü acından inlemelerin yıllar sürmüştür. Korkarsın, birileri gelir kalbini tekrar kırabilir diye. Vücudunun her yanına saplanan bıçaklar en çok da kalbine saplanmıştır vakti zamanında. Bütün kapılarını kapatmışsındır, ama aslında basit bir sevgi sözcüğünü duyabilmene bağlıdır kendini bırakman; özlemişsindir sevgiyi hissetmeyi ve severek dokunmayı, yıllardır mutluluğu uzaktan izlemişsindir çünkü. Yine de soluk alıp yola koyulmak istersin başka bir gün; hatırlarsın çünkü iyi günlerin de olmuştur, iyi olduğunu düşünmeye çalışırsın. Böyle bir beklenmeyen anda tanışırsın O’ nunla. Sevmek istersin, ama bunu o kadar çok belli edersin ki O irkilir. Hakkı da yok değildir aslında. Uzun sürmeden anlar ruh halini; kendisi de tatmıştır aynı acıları zira. O, yaklaşmaya çalışır (yine de)  sen kaçmaya çalışırsın; sen yaklaşmaya çalışırsın, o kaçar. Oyunlar oynamayı sevmezsin de aslında; kalbini alıp kafelsere kapatmak istersin, ama o da olmaz. Hissetmeden bir şey yapamazsın çünkü...  Her adımında yapamayacağına inanırsın yalnızca ... Küçücük kalbin hayal kırıklıklarından ve acılarından yorgun düşmüştür ve bilirsin işte artık küçük bir durum bile seni kırmaya yeter, soğuk görünüşün kendini korumaya almandandır, oysa ki kalbinin en derininde sıcacıksındır sen!

Monday, 7 May 2012

Monday, 30 April 2012

Nick Cave - Shoot Me Down

I can feel your breath against my ear,
I might just disappear,
Wouldn't that be nice?

Wednesday, 25 April 2012

Radiohead - How to disappear completely + lyrics

I'm not here
This isn't happening
I'm not here, I'm not here  

Monday, 23 April 2012

Tindersticks "Raindrops"


Silence is here again tonight
The silence is here again tonight
Wıll the love ever come back?
...
With our only chance to jump
Neither of us had the guts
Or we are just too proud
To say it out loud

Sunday, 15 April 2012

"Şarap Yıllanır mı?" Vedat Milor


“Yıllanmak” demek şarabın hafif okside oldukça daha da leziz hale gelmesi anlamına geliyor. Dünyada üretilen sek şarapların yüzde 99’unda yıllanma potansiyeli yoktur. “Peki hangi şaraplarda vardır?” diye sorarsanız özetleyeyim

 
Pek çok okuyucum bana attıkları mesajlarda ellerinde eski şişelerin bulunduğunu söylüyor ve değerlerini merak ediyorlar.
Bahsi geçen Türk şarapları.
Ben de onlara internet sitemdeki Eski Türk Şarapları paneline bir göz atmaları                   tavsiyesinde bulunuyorum.
Şimdi işin doğrusu şu.
Önce genel kural: Şarap yıllanmaz. Yani 5 sene ötesinde içilebilir durumda olan şarap sayısı sınırlıdır.
Beyaz şaraplarda bu sayı çok az, kırmızılardaysa oldukça azdır. Burada durup bir soru soralım. Yıllanmakla neyi kastediyoruz?
Eğer sorun sirkeleşmeyse elbette ki birçok şarap iyice okside olup sirkeleşmeden uzun süre şişede kalabilir. Ama bu iyi yıllandığı anlamına gelmez.
Çok kısa bir ifadeyle yıllanmak demek şarabın hafif okside oldukça daha da leziz hale gelmesi demektir.
İyi yıllanan şarap meyvemsi özelliklerini kaybetmez. Öte yandan tanenler yumuşar, şarap  daha dengeli hale gelir, burunda  ikincil ve cazip aromalar ortaya çıkar, damakta kadife gibi bir dolu oluşur ve damakta daha kompleks ve her yudumda yeni, özellikle keyfedebileceğiniz bir yapı oluşur.
Açık artırmada satılıyor
Dünyada üretilen sek şarapların yüzde 99’unda yıllanma potansiyeli yoktur.
“Peki hangi şaraplarda vardır?” diye sorarsanız özetleyeyim.
Beyaz üzümlerden Chardonnay’de 10 seneye kadar, çok özel durumlardaysa daha da fazla yıllanma potansiyeli vardır. Ancak Sadece Fransa’nın Bourgogne bölgesinden gelen Grand Cru Chardonnay’lerde. (Bu dediğime Chablis Grand Cru’ler de dahil)
2005 yılında içme şansına eriştiğim 1978 Romanee Conti Le Montrachet şarabının halen büyük zevk verdiğini iddia edebilirim.
Beyaz üzümlerden Riesling’inse rahatlıkla 20-30 sene yıllanabildiğini ve çok daha kompleks hale geldiğini söyleyebilirim. (Riesling’den tatlı şaraplarsa 100 senenin üzerinde de yıllanıp açık artırmalarda satılabiliyor)
Arada uçurum var
Özellikle de Almanya’nın Mosel havzası ve Fransa’nın Alsace bölgesinde üretilen ve eski bağlardan gelen Rieslinglerin.
Yıllanabilen kırmızı şarap sayısıysa tabii ki daha fazla. Bu konuda eski Dünya ile Yeni Dünya arasında epey bir uçurum var.
Yeni Dünya’da özellikle de sıcak iklimlerde yetişen üzümlerden yapılan şaraplar yıllanmıyor. 
İstisnalar var tabii. Özellikle de bazı Kaliforniya Cabernet’leri ve Avustralya Shiraz’ları.
Eski Dünya’daysa Fransa tartışmasız kral.
Fransa’da Bourgogne,  Bordeaux, Rhone havzası ve Loire Vadisi’nde uzun süre yıllanabilen şaraplar   üretiliyor.
Bordeaux ve Bourgogne bölgelerinin en iyi şarapları ortalama 20-30 ve en iyi milezimlerde 50-60 sene yıllanabiliyor. Örneğin geçen sene içtiğim en iyi şarap Bourgogne bölgesinden bir Corton idi. 1949 milezimi. Bordeaux bölgesinin 1945 ve 1947 milezimleri de şu anda müzayedelerde çok iyi fiyatlara ulaşıyor.  Bense 1995 yılında 1864 ve 1870 Lafite (Bordeaux-Pauillac) deneme şansıma erişmiştim. 1864 inişe geçmişti ama hâlâ çok keyif veriyordu. 1870 ise hayatımda içtiğim en sihirli birkaç iksirden biriydi.
Yıllanmaya müsait
Rhone bölgesine özellikle Hermitage ve Cote Rotie apelasyonları yıllanmaya müsait. Ortalama 20-30 yıl. Güney Rhone’daki Chateauneuf ise rahatlıkla 10-20 sene yıllanabiliyor.
İspanya ve İtalya da bu açıdan çok şanslılar.
İspanya’da Rioja ve Ribera del Duero bölgelerinde Tempranillo üzümünden ilk piyasaya çıktığında biraz kapalı olan ama yıllandıkça Bordeaux’ları andıran şaraplar yapılıyor. Marquis Riscal’in 50’lerde yaptığı Riserva’ları kör tadımda bir Chateau Petrus’tan ayırt etmek zor. Vega Sicila’nın 1968 ve 1970 şarapları harikulade. 1942 harikulade ötesinde. Bu şaraplar pahalı ama Herez Lopedia’nin Vina Tondonio’su hem çok iyi yıllanıyor hem de fiyatı makul.
Hangi kavlarda saklanmalı?
İtalya’da de en iyi yıllanan şaraplar Piemonte ve Toskana bölgelerinde üretiliyor. Nebbiolo üzümden yapılan Barolo ve Barbaresco’lar rahatlıkla 30 sene, Sangiovese Grosso üzümden yapılan Brunello’lar da 20-30 ve bazen çok daha uzun süreler yıllanabiliyor.
Tüm bu dediğim şarapları saysanız dünyada yapılan şarapların en fazla binde birinin 10 seneden fazla yıllanabileceğini görürsünüz.
Tabii unutulmaması gereken bazı noktalar var. Önce yıllanma potansiyeli yüksek iyi milezimleri seçeceksiniz. Sonra şarabı nemli ve soğuk kavlarda saklayacaksınız.
Ya da bütün bunları unutup şarap koleksiyoncusu olmadığınıza sevineceksiniz.
Sevineceksiniz çünkü koleksiyoncu garibanlar atmaya kıyamadıkları için o iğrenç kokuları burunlarına çekmek ve sonra da yutmak ve kendi kendilerini aldatarak beğenmiş gibi rol kesmek zorunda.
Bu arada siz de taze, basit ama hoş bir şarabın keyfini çıkarırsınız!

Saturday, 14 April 2012

HOUSE M.D S08E12 : Ben Howard - Promise

  • And promise me this; you'll wait for me only, scared of the lonely arms





  • Sunday, 1 April 2012

    Help me to make it.

    Efendim yarin işte o gün. Epeydir, yineleyen hastaliklarımdan dolayı ertelemek zorunda kaldığım ameliyatım yarın gerçekleşiyor. İki haftadır, kimselere çaktırmamaya çalışarak kendi kendime gerildim durdum. O gün, geldi çattı  ve yarın narkozu yiyoruz. Sıkıntılı bir – iki hafta beni bekliyor olacak sanırım. Çok gerginim çok  : ( 
    Böyle zamanlarda nasıl insanlarla çevrili olduğunuz çok önemlidir. Arkadaşlarımın bana  ne kadar kıymet verdiği konusunda da hiç yanılmamışım. Hepiniz iyiki varsınız ve yanımdasınız.... 
    Kendime yeni keşfettiğim bir şarkıyı armağan ediyorum. Bana gelsin, evet bana, tek bana gelsin... 


    Saturday, 31 March 2012

    Ridley Scott vs Prometheus


    Titanlar, Uranüs ve Gaia’nın birleşmesinden oluşan pek tanrı tanımaz ve iri bir ırktır. Olimpos’lular ve Titanlar arasında geçen savaşı Zeus kazanmıştır. Efsanelerden birine göre, karşılıklı anşlaşma ile evreni Olimpos’lular kendi aralarinda bölüşürler. Zeus gökyüzünün, Hades yeraltının ve Poseidon denizlerin yani suların tanrısı olmuşlardır (Zeus’un çocuk ve kardeşlerinden oluşan topluluğa Olimpos’lular denir). Titanlarla yapılan bu savaştan sonra, Olimpos’lular ölümlülerle aralarındaki bozuklukları yoluna koyma düşüncesindedirler. Bu sırada,  iapetos’un oğlu Prometheus ölümlülerden yana olur.  Zira, Prometheus Zeus’un katı kurallarına hayli bozulmaktadır. Prometheus, kendi özelliklerinde olan canlıların çoğalması için gözyaşları ile balçığı yoğurur ve ilk insanı oluşturur
    Tanrıların yiyecekleri ile insanların yiyeceklerini belirlemek için büyük bir öküzü kurban eder Prometheus. Fakat, bu sırada Zeus’a kocaman yağ tabakasıyla örtülü kemikler denk gelir ve Zeus’un içinde korkunç bir öfke oluşur. O, tanrıların tanrısıdır ve bu olayı gerçekleştireni bir şekilde cezalandırmalıdır. Böyle bir eti pişirmesinler diye ateşi  ölümlülerden saklar. Gel gelelim, Prometheus bir kurnazlık edip ateşi çalar ve ölümlülere indirir. Zeus’un öfkesi kontrol edilemez haldedir, artık Prometheus da cezalandırılmayı hak etmiştir. Zeus, onu bir dağın tepesine zincirletir ve her gün kendisini tekrardan oluşturan karaciğerini yemesi için de bir kartal gönderir.
    Edith Hamilton’un “Mythology” kitabında belirttiği gibi Prometheus asla teslim olmaz. O, uygarlığın öncüsüdür. Tanrılardan öç almak üzere yarattığı ilk insana da ateşi vererek hem insanı öç alma aracı olarak kullanır hem de yeni bir bilginin insanla buluşmasını sağlamıştır, yani Tanrıların sahip olduğu bir bilgiyi (ateş) insanlara taşımıştır.  Buna benzer bir hikayeyi biraz incelemeyle “King James Version of The Bible” içinde de bulabiliriz.
    Bu ufak anımsatmadan sonra gelelim esas meseleye; Prometheus için gerim sayım başladı! Ridley Scott “Blade Runner” ile bana göre izlediğim en iyi filmi yapmıştır, iMDb’nin Top 250 listesinde bir numara olmalıdır! Bu nedenle, Prometheus’dan da  beklentiler çok yüksek. Filmin son trailerında “Prometheus, are you seeig this?” gibi bir söz duymuştum yanılmıyorsam. Yaptığım bir iki ufak araştırma sonucunda, Prometheus’un mürettebat tarafından kullanılan uzay gemisinin adı olduğunu anladım. Peki neden bu isim? Bir şekilde yukarıdaki mit ile bağlantısı  var, zira ekibimiz yaradılış, yaşam ve yeryüzü kavramlarının başlangıç noktalarına ilişkin şeyler keşfediyor(!).
    Filmin, Avatar’ın şimdiye kadar yaptığı hasılatı geçmesini bekleyenler var ki bence bu pek mümkün değil, her ne kadar gönlüm istese de pek olası durmuyor, belli de olmaz gerçi. 



    Wednesday, 28 March 2012

    Sunday, 25 March 2012

    Sunday, 11 March 2012

    Midnight In Paris Movie Trailer Official (HD)

    Ernest Hemingway: All men fear death. It’s a natural fear that consumes us all. We fear death because we feel that we haven’t loved well enough or loved at all, which ultimately are one and the same. However, when you make love with a truly great woman, one that deserves the utmost respect in this world and one that makes you feel truly powerful, that fear of death completely disappears. Because when you are sharing your body and heart with a great woman the world fades away. You two are the only ones in the entire universe. You conquer what most lesser men have never conquered before, you have conquered a great woman’s heart, the most vulnerable thing she can offer to another.
    Death no longer lingers in the mind. Fear no longer clouds your heart. Only passion for living, and for loving, become your sole reality. This is no easy task for it takes insurmountable courage. But remember this, for that moment when you are making love with a woman of true greatness you will feel immortal.
    "I hold the world but as the world... A stage where every man must play a part, and mine a sad one." Shakespeare

    L'Illusionniste - Sylvain Chomet - Trailer n°1

    PANDORA - Edebiyattan Pek Anlamam - Kenneth C. Davis - Kitap

    PANDORA - Edebiyattan Pek Anlamam - Kenneth C. Davis - Kitap

    Thursday, 8 March 2012

    "Gitmek mi delisin, beklememdir burada deniz. Gitmek gibi gelecegim denizin delisine delinin denizi gibi o ne kadar giderse."
     Özdemir Asaf

    Sigur Rós - Hoppípolla

    Sunday, 4 March 2012

    THE ADJUSTMENT BUREAU (2011)

     Film duayeni olan ve filmler konusundaki tercihlerine inandığım bir üstadımızın tavsiyesi ile izlediğim bir film bu. IMdb puanı 7.1. Evet, seyredilmemesi için herhangi bir olumsuz etken mevcut değil. Film başlarken çıkan bir yazıda da kendimden geçmiş bulunuyorum. Çok sevdigim  bilim kurgu yazarı  Philip K. Dick'in bir short story sinden etkilenerek çekilmiş. Baş rolde Matt Damon var, ki  mutlaka söz etmeliyim kendisinin dahil olmuş olduğu romantizm dolu ya da aksiyon içerikli filmlerin hiçbirinde beni cezbetmemiştir  Damon ta ki The Talented Mr Ripley filmini İtalya gezim sonucunda  izleyene kadar (burda beni İtalya mi Matt mi cezbetti sorusunu tartışabiliriz elbette :)  ) 


    Bir diger bas rol oyuncusu ise Emily Blunt.. The Wolfman ve Gulliver's Travel filmlerini izlediğim Emily, oradaki performanslarının üstüne pek bir şey koyamamış gibi duruyor. 
    Film, Türkçeye Kader Ajanları olarak çevrilmiş. Bu ajanlar, Fringe dizisindeki Observers a benzer görüntüdeler ve kılık kıyafetlerine bakılacak olursa geçmişi de görmüş oldukları açık. İnsanların, planlanan hayat çizgilerinde değişiklikler olabilecek gibiyse bunlara müdahale etmeleri gerekiyor bu ajanların. Hikayemizde buradan doğuyor. Politikacı David ve dansçı Elise birbirlerine aşık olmak üzeredirler. Fakat, bu durum ikisinin de hayatında köklü değişiklikler yapacaktır, bu da Tanrı'nın planlarını bozacaktır. Tam bu esnada ihtiyacımız olan tek şey ise bir tutam Adjustment Bureau ajanıdır. Birbirlerine karşı hissettikleri, kaderi ve ajanlarını karşılarına almalarına sebep olur. Kendi aralarında başkan (büyük birader bizi izliyor) diye nitelendirdikleri Tanrı(!) nın istekleri dogrultusunda iliskilerini etkilemeye çalışırlar çiftimizin bu ajanlar.   Bu noktada, kader gerçekten var mı? Farz edelim ki var, onu kontrol edebiliyor muyuz yoksa bilmediğimiz başka güçler tarafından mı kontrol ediliyoruz sorularını sorabilirsiniz kendinize...  Klasik bir Philp K. Dick  hikayesinde karşılaşabileceğimiz türden sorular bunlar.... 
    Philp K. Dick'in Adjustment Team isimli kısa hikayesi okunsa daha çok etki edebilecek gibi duruyor fikrimce.  Do Androids Dream Of Electronic Sheep isimli hikayesinin filme uyarlanmış versiyonu olan Blade Runner daki tadı alamadım ben açıkçası. Yönetmen farkı da olabilir elbette bknz: Ridley Scott. 
    İzlensin biraz düşünülsün ve orada kalsın tarzı bir film. İzlenebilir tavsiye edilir. 
    Soundtrack ise olmazsa olmaz. Mutlaka dinleyiniz!! 





    Monday, 27 February 2012

    Sunday, 26 February 2012

    Perfect Sense (Yeryüzündeki Son Aşk)

    Universitede Shakespeare ve Drama dersleri aldigim hocamin tavsiyesi uzerine izledigim Perfect Sense filminden bahsetmek istiyorum biraz. David Mackenzie'nin yonetmis olmasi, daha izlemeden olumlu yaklasmama sebep oldu, zira Young Adam filmiyle de beni buyulemistir kendisi. Eva Green de malum Franklyn-Dreamers gibi filmlerde guzelligini sergilemekten cekinmemistir. Fakat, benim kendisine hayranligim Camelot (evet, su nedensizce tamamlanmadan bitirilen yapım) dizisindeki Morgana roluyle olusmustur.Ve elbette Ewan McGregor... Young Adam'dan tutalim, Trainspotting'daki rolleri ve Star Wars'daki efsane Obi-Wan Kenobi karakteri ile gonlumun bir kosesinde hukumdarligini surdurmektedir. (Ahhh!)
    Filmin ceviri ismini gorunce biraz tedirgin olmustum aslinda ama filmin sonunda bunun nokta vurusu yapilmis bir ceviri oldugunu goruyorsunuz. Oyku cok klise olmasina ragmen seyirciyi sıkabilecek ve gerebilecek uzatmalardan uzak durulup farkli bir nokta bulunmus. Bu da, ben de hayranlik uyandiran tarafi oldu filmin zaten...Tum dunyada ortaya cikan bir salgin sonucu insanlar duyularini kaybetmeye baslamislardir. Yok olan duyular, duygular ve hisler icinde Susan ve Michael birbirlerine tutunmaya calisiyorlar. Her kaybedilern duyudan sonra da birbirlerine tekrar baglanabilecekleri bir sey bulabiliyorlar. Kaybetmek, yola devam etmek ve bulmak temalari uzerine kurulmus bir film....
    Siddetle tavsiye ediyorum.

    Wednesday, 22 February 2012

    "Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'gel' dememiz değil, ayrıca onların sana 'git' demeleri. Hiç kimseye 'kötüdür' deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır." İhsan Oktay Anar

    "Madem dünyada gerçek sevgi yok, o zaman yeni bir dünya kurarız; kocaman duvarlar öreriz ve içini yumuşacık kırmızılarla döşeriz ve kapısına bir mücevhercinin mücevher kutusuna düşen elmastan çıkacak sesi çıkaracak ve böylece sesini hiç duymayacağımız bir tokmak takarız."
    "Güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan
    dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar..." Turgut Uyar

    Tuesday, 21 February 2012

    Sunday, 19 February 2012

    Botticelli - Birth of Venus

    Botticelli - Birth of Venus

    Kürk Mantolu Madonna

    hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. insanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden herşeyi bırakıp kaçarlar. 
    ''Herşeyden biraz kalır'' diyor birileri, 
    Çoğulluk haklılıktır. 
    Kavanozda biraz kahve, 
    Kutuda biraz ekmek, 
    İnsanda biraz acı... 
    Turgut UYAR

    Sunday, 11 September 2011

    "şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum" dedi. "bu eksik sana değil, bana ait. bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar... ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın.... seni seviyorum.. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... seni istiyorum... içimde müthiş bir arzu var... bir iyi olsam!... ne zaman iyi olacağım acaba?.."

    Sabahattin Ali